Archive for the ‘Serbest Kürsü’ Category

posted by on Serbest Kürsü

“Ben dünyaya geldiğim genetik yapıyla yaşamımı oluşturan tüm deneyimlerin bir toplamıyım.

Bu deneyimlerimin bazıları iyi , bazıları kötü , ama hepsi benimdi.

Şu anda , olmayı hakettiğim kişiyim.

Yaşamım , konumum ve çevreme olan etkim , yaptığım seçimlerin bir yansımasıdır.

Eğer tümüyle olabileceğim kişi değilsem , bu , daha yükseğe ulaşmayı seçmediğim içindir.

Değiştiremeyeceğim geçmişte yaşamamaya ya da garantileyemeyeceğim geleceği bekleyerek zaman yitirmemeye ve – tüm sahip olduğum şey olan – ŞİMDİ’nin gerçekliğinde yaşamaya kararlıyım.

Her şeyi beceremeyebilirim , ama bazı şeyleri yapabilirim.

Elbette herşeyi iyi yapamayabilirim , ama bazı şeyleri pekala iyi becerebilirim.

Kazanacağımı garanti edemem , ama şunun için söz verebilirim :

Kaybetmenin yaşamımda bir alışkanlık haline gelmesine izin vermeyeceğim ve eğer kaybedersem , bu , yürekliliğimi kaybetmek anlamına gelmeyecek.

Böylece yaşamı dimdik ve yüreklilikle karşılayacak , onu tüm benliğimle duyumsayacak , büyük düşünecek ve tüm varlığımla çabalayacağım.

Başaracaklarım belki insanlık tarihinin yönünü değiştirmeyecek , ama girişimlerim kendi yazgımı değiştirecek.

Kendimi bu sözü gerçeğe dönüştürmeye adıyorum.”

“John COMPERE”

ELİF KORAY

posted by on Serbest Kürsü

Tüm dünyanın en sevdiği  cumartesi günü yarım günde olsa çalışan birisi olarak bugün henüz kahvaltı sofrasında olan, çay keyfi yapan, ya da daha da kötüsü yatağında keyifle uzanan herkesi kıskanarak geçtim klavyenin başına:)

Cumartesi günü çalışma sendromu ayrı bir yazının konusu olsun bu aydan itibaren her ay 15 günde bir olarak ”1 filim, 1 kitap, 1 müzik” köşesi yazmaya, sizlerle sevdiğim, keyif aldığım seçkileri eski-yeni ayırt etmeden paylaşmak istiyorum:)

|| Read more

E. A. İnci Taneleri

Oca
2013
13

posted by on Serbest Kürsü

 Gündüzün, geceye nöbetini devretmek için hazırlandığı vakitlerde güneşin kızıl direnişi yarı açık demir kapıdan içeriye doğru adımını atarken kadın güneşi takip ederek apartmana girdi. Apartmanın içi ardına kadar açılan kapıyla güneşi ve kadını içeri buyur etti.  Kadın, zarif el hareketleriyle sağ elindeki siyah tül eldiveni çıkarıp cebine yerleştirdi. Siyah elbisesinin kolundan görünen incecik beyaz bir goncaya benzeyen eli yine zarif bir şekilde çantasının içinde gezindi. Anahtar şıngırtılarıyla beyaz gonca, kapı ile birlikte açıldı.

 

Koridora vuran güneşin akisleri kadının gözlerini kısmasına sebep oldu. Çantasını yere bıraktı. Ayakkabılarını öylece koridorda çıkarıp sağ taraftaki odaya _yatak odasına _ girdi. Bembeyaz olan oda camdan süzülen kızıllıkla sıcak bir renge bezenmişti. İçerdeki tüm eşyalar en ince ayrıntılarına kadar görünüyordu, sanki güneş tüm eşyaların içlerine kadar girmişti. Odanın iki duvarında ki çerçevesiz iki büyük boy aynası, ne tarafa dönse insanın kendinle yüzleşmesine sebep oluyordu. Aynalardan birinin sağ ve sol tarafına çakılmış çiviler kolyelerin kendilerini asma sebebiydi. Birbirine denk dört duvar olan odanın kalan iki duvarından birine karyola yaslanmış diğerine de gardırop dayanmıştı. Odadaki her şey beyazdı bir tek duvardaki kolyeler renk veriyordu odaya,  bir de ara sıra renkli olanlarla değiştirilen çarşaflar.

 

Kadın yatağın aynadan kendi görebileceği kısmına sanki yatakta iz bırakmaktan korkarcasına usulca oturdu. Aynada kendine baktı, baktı, baktı… Camdan içeriye giren güneşin son kızıllığını yakaladı. Kumral ipek saçlarına toka diye taktı. Hoşuna gitmiş olacak ki gülümsedi. Gülümsemeyi tuttu yüzünde ve kırışıklıklarını saydı. Yüzüne değen saçlarını yemyeşil gölde sessizce süzülen kuğulara benzer zarafetle kulağının arkasına aldı. Kulağındaki inci küpelere ilişti gözleri aynada, sever gibi usulca dokundu onlara, gözlerinden düşen inci tanelerini hemen bir mendilin içine topladı.

 

İnci küpeler ve mendile düşen inci taneleri ona bir şey hatırlatmış olacak ki aniden oturduğu yerden fırladı, koridorda çıkardığı ayakkabılarını geçirdi ayağına, çantasını bile almadan kapıdan koşarak çıktı. Yanında evler de koştu onunla, sokaktaki köpekler, çocuklar, ağaçlar da… Aynadaki yüzü, gülümsemesi, yüzündeki izler, güneşin kızıllığı, kulağındaki küpeler ve avucundaki mendile topladığı inci taneleri de koştular. Tüm eski dostları, aşkları, yanlışları ve yaşayamadıkları da peşi sıra takip ettiler onu.  Rengi, nefesi, sesi ilmek atmaya çalıştı hayata. – Baştan defolu başlamışsa bir kere, tekrar söküp örmek nafile-

Ani bir fren sesi … kulağından fırlayan inci tanesi …. Güneşin aya kendini teslim edişi…

Elif  KORAY

posted by on Eğitim, Kitaplar-bloglar, Serbest Kürsü

İzleyenleriniz vardır kesin, Ümmiye Gürbüz…Dün gece Kenan Işık’ın sunduğu Kim Milyoner Olmak İster adlı yarışma programına katıldı. Yaşam tarzı, bilgisi ve kişiliğiyle beni ve izleyen herkesi kendisine hayran bırakan Ümmiye Gürbüz Sosyal Medya’da en çok konuşalan kişilerden biri oldu.

PEKİ NEYDİ ÜMMİYE TEYZE’NİN  BU KADAR KONUŞULMASININ SEBEBİ ? VE BEN NEDEN  BURADA SİZLERLE PAYLAŞIYORUM? || Read more

E. A. NİNEMİN MUTFAĞI

Oca
2013
06

posted by on Serbest Kürsü

İbrikte kaynayan sudan buğulanmış camlardan incecik ve telaşlı damlalar aşağı doğru süzülüyordu. Camlar gözlerini ovuşturabilselerdi dışarıda Balkanların soğuğunu, soğuktan birbirlerine sarılmış Yıldız dağlarını, köy evlerinin bacalarından çıkan huzuru görebileceklerdi. İşte tam da bu sebepten hiçbir zaman perdeye gerek duyulmamıştı bu mutfakta…

Mis gibi taze ekmek kokusu daha içeri girmeden gelen misafirleri kapıda karşılıyor, kollarına girerek içeri kadar buyur ediyor, tüm yaşanmışlıklar, bir ev sahibi edasıyla gelenlere oturacakları divanları gösteriyorlardı. Yılların yükü, hiç eğilip bükülmeden birer asker gibi dimdik ve sert duran divanlar üzerlerine mıhlanmış bin bir renkte motifi içlerinde taşıyan örtüler ile gizleniyordu. -Örtülerdeki her bir motifin öyküsü gelen misafirlere daha sonra anlatılacaktı.- Divanların sırtlarına uzun ceviz rengi yastıklar yerleştirilmiş ana kucağı, köy sıcağı içlerine bezenmişti.

Mutfakta omuz omuza duran bu iki divanın önünde eski el yapımı ahşap bir masa vardı. Silinmesi kolay olsun diye kullanılan naylon masa örtüsü kaymasın diye de raptiyelenmişti masaya. Masa da masa ha! Üzerine iki tabak alabiliyor, üçüncü kişi oturabilmek için diğerlerinin doymasını bekliyordu. Masanın sandalye ile olan arkadaşlığını mutfak kaldıramayacak kadar küçük olduğundan, acıkanlar divanlarda sıraya giriyordu.

Divanların karşısında, masanın hemen baş ucunda boylu boyunca uzanan mutfak tezgahı… Dışarısı görünsün diye asılmayan kalın perdeler, tabaklar görülmesin diye tezgahın altını örtmek için kullanılmıştı. Perdeyi açmaya gör… El yordamıyla yapılmış raflarda, bakır tabaklar, kaseler, kaşık bıçak takımları, gümüş tepsiler… Antikacılar bunu bilseler yel yeperek yelken kürek burada alırlardı soluğu.

Tezgahın bir köşesine eski bir televizyon oturtulmuş. Televizyonu izleyebilmek için Bulgarca bilme zorunluluğu konulmuştu. Tezgahın diğer ucunda da bir musluk vardı. Günün sadece belli saatleri cömert davranıyordu kullanmak isteyenlere. Sular çoğu zaman bitti bitecek, gitti gidecek… Suların en cömert zamanında tüm ibrikler doldurulurdu. İçme suyu olacaklar kuzinede kaynatılır, bulaşık için kullanılacaklar tezgahın üzerine sıralanırdı.

Tavan o kadar alçaktı ki yaşlı insanların bellerinin bükülmesinin sebebinin bu alçak tavanlar olduğuna iddiaya girilebilirdi.- Ellerimi kaldırdığımda tavan avuçlarımın arasında…- Ama en çok dikkati çeken tavandaki o iki çengeldi. Belli ki çok eskiden bir salıncağın yeriydi.
Ev sahiplerinin saçları kadar beyaz olan duvarlara torunların resimleri yer etmiş çerçevelerin kenarlarına da bulması kolay olsun diye tespihler iliştirilmişti.

Kuzinenin fırınındaki tepsi büyüklüğündeki yuvarlak ekmeklerin kokusu nasıl gelenlerin koluna girip içeri bulur ediyorsa, gitmek isteyenlere de mani olmak için ayaklarına dolanıyordu.

Ekmeğin kokusundan mı yoksa mutfağın huzurundan mı bilinmez ama bir kere uzandın mı divana; en tatlı rüyaları görürdün oracıkta…

Elif KORAY

posted by on Serbest Kürsü

Uzun zamandır bloga vakit ayırıp sizlerle iletişim halinde olamadık ama bu yazmadığım anlamanı gelmiyor. Hatta bu aralar düşündüğünüzden de fazla yazıyorum. Yaratıcı yazarlık dersleri aldım ve almaya devam ediyorum. Hocamı deyişiyle yazıya pek bi bulaştım. İyi, kötü, uzun ,kısa öyküler yazmaya çalışıyorum ve burada sizlerle paylaşıyor olacağım eğer ki öykülerimi beğenirseniz e-kitap haline getirmeyi planlıyorum ama tabi öncesinde sizlerin desteğine her zamankinden daha çok ihtiyacım var. İlk çalışmamı yarın sizlerle paylaşıyor olacağım .

İyi haftasonları

Elif KORAY

posted by on Çalışma Hayatı, Kariyer, Serbest Kürsü

Durgun denizde herkes kaptan, sen fırtınalı denizde nasılsın ondan haber ver ?…

Kendi kendime uzun uzudıya tekrarladım bu cümleyi ancak kelimeler dünyası bazen züğürdün tesellisi de olmuyor değil. Biraz sonundan girdim galiba cümleye ve ne anlatmak istiyor acaba diye düşnebilirsiniz:)

Şöyle ki;

Hayatta ne kadar öncelikler listeniz olursa olsun bazen değişebiliyor bu liste ( – ki bu çok normal, değişmemesidir anormal olan ) ancak bazen gerçekten öncelik olmayanlarıda bilinçli ve istekli bir şekilde top 10 listesinde 1 numara haline getirebiliyor insan.

|| Read more

posted by on Serbest Kürsü

image

Kim ilk okul öğretmenini unutabilir? Sanırım mümkün değil…hatırlayınca kısa bi an güLümser saygıyla anarsınız onun güler yüzünü…:)

Sizi bilmem ama
tebeşir kokusunu, teneffüs zilini, yazılı telaşlarını, o bitmek bilmeyen 4o dk.lık dersleri, hatta saç sakal kravat kontrollerini bile çok özledim ben:)

Bugünlerde o kadar sorunu varki öğretmenlerin umarım hala mesleklerine duydukları saygı ve sevgiyle geleceğimizi sevgiyle şekillendiriyorlardır…

Başta ulu önderimizi sevgiyle anarak tüm öğretmenlerimizin ve özellikle de yakın zamanda kaybettiğimiz NEVZAT hocamın  Öğretmenler gününü kutluyorum…

admin İyi Bayramlar:)

Eki
2012
23

posted by on Serbest Kürsü

image

Uzun zamandır iple çektiğimiz bayram nihayet geldi çattı ve bendeniz bayram sevincimle izmire yollara düştüm bile…

Gerek gelişen durumlar gerekse iş yaşamının getirileriyle son 5 yıldır bayram kelimesi benim için hasret giderme ve kavuşma anlamlarını barındırıyor içinde…

Bu bayram boyunca bütün dünyevi dertler ve streslerden uzak anne ve babamın dizleri dibinde, tv başında çekirdek çıtlayarak, balkonda kahve keyfi yapıp, akşamları kısa kısa yürüyüşler ile uzun uzun muhabbetler kurup ruhumu arındırmak istiyorum.:)

Umarım sizlerde bu bayramda sevdiklerinize birlikte olup ruhunuzu arındırıp, tazelenmis bir sekilde günlük koşturmaların içine tekrar girersiniz:)

Şimdiden hepimizin bayramı kutlu olsun…:)

Serhat Levent Kahyaoğlu

posted by on Serbest Kürsü

Dünya Kız Çocukları Günü

Bu gün tüm dünyada kız çocukları günü olarak kutlanıyor ve her şeyden önemlisi ilk defa kutlanıyor. Açıkçası nasıl kutlanıyor merak ediyorum ve Türkiye’de nasıl kutlanacak?

Hala erkek çocuk doğurduğunda kıymete binen gelinlerin olduğu, ve erkek çocuk doğurana kadar kadının baskı gördüğü,” erkek adamın erkek oğlu” olur diye böbürlenen babaların olduğu, erkek çocuğa doğumundan itibaren tarlaların ayrıldığı, kurbanların kesildiği, sünnet törenlerinin davullu zurnalı kutlandığı, ilk sevgilisi olduğunda, ilk öpüştüğünde, ilk seviştiğinde cümle aleme duyurulup milli olmak tabirinin kullanıldığı, sırtının sıvazlandığı bir ülkede kız çocuğu olmak nasıl bir duygu ve nasıl kız çocukları günü kutlanır?

Hala kız çocukları kendilerinden yaşça çok büyük adamlarla evlendirildiği, tecavüze uğradığı, okutulmadığı, şiddet gördüğü, özgürlüklerinin elinden alındığı bir ülkede kız çocuğu olmak nasıl bir duygu ve nasıl kız çocukları günü kutlanır?

Bir kadın olarak herkese soruyorum sizce nasıl kutlanmalı?  lütfen benle fikirlerinizi, yorumlarınızı  paylaşın .

Dünya Kız Çocukları Günümüz kutlu olsun !!!

 

                                                             Elif KORAY