E. A. KARA MADONNA

Kas
2013
21

posted by on Serbest Kürsü

KARA MADONNA
OLYMPUS DIGITAL CAMERATatlı sarı ışıklar dallara kondurulmuş, ağaçlara sırnaştırılan masalara mahrem yerlerini örtsün diye lavanta kokan beyaz etekler giydirilmişti. Meyhanenin avlusunda müziğin rengine tutkun kadınlar, savrulan yırtmaçlar ve uçuşan beyaz ipek eşarplar anasona bandırılmış bir yaz gecesi gibi kokuyordu. Masalara taşınan rakı şişeleri ve buz kovaları altında işini bilen garsonlar, çakırkeyif dudaklardan dökülen nameleri tedirgin bir itinayla sıraya dizmeye, yeniden tedavüle girinceye kadar korumaya alıyorlardı.

Gecenin madalyonunun altındaki bu küçük meyhanede otururken, geçip giden yıllarını düşünüyordu Durga. Omuzlarına sardığı narçiçeği şalının sağ ucundan görünen esmer omzunu örtüp, kor gibi dudaklarına yerleştirdiği sigarasını derin derin içine çekerken, sessizce garsonun kadehini doldurmasını bekledi. Garson en bilindik edasıyla masayı terk ettiğinde kendi şerefine kaldırdı bu seferki kadehini. Bardağını yaklaştırırken dudağına, onun gecenin karanlığını özenmiş kapkara bakışlarını anımsadı tekrardan…Gözlerinden süzülenlere çıkış izni tanımadı, sigara paketine sarıldı. İçindeki öfkeyi bastırmak istercesine biten şarkıyı alkışlarıyla engin denizlerin en karanlık sularına batırdı. Sigarasının koru kadar kızgındı yüreğinin yangını. Tek yudumda içti rakısını, ezdi yüreğini küllükte. Ah! Tihanov!

Her gün aynı saatte, mürdüm eriği rengindeki elbisesinin aşağı uzanan eteklerini sanki içinde dökülecek bir şeyler varmış gibi dikkatlice kucağına toplar, güzel kalçalarını kapının eşiğine yerleştirirdi. Yirmili yaşlardaydı. Beline kadar uzanan koyu kestane saçları, rengi güneşten ağarmış mavi bir eşarpla alalade bağlanmış olurdu genelde. Sağ kulağının arkasında tüm masumiyetiyle saklanmış cigara da cabası. Goncaya benzeyen dudaklarından dökülen sözcükler etrafındakileri gül bahçeleriyle bezerdi. Hele şarkı söylemeye başladığında… Cam güzeli çakır gözleri hafifçe kapanır, yüreğinin dallarındaki kırlangıçlar billur sesiyle birlikte havalanır, kirpiklerine konardı. Müziğin ezgileriyle birlikte kıvrılan kalçalarının ritmine göğüsleri de eşlik ettiğinde izleyenlerin yüreklerinin sesi mahallenin en kıyak orkestrasına taş çıkartırdı. Ne zaman ki boynundan göğüslerine doğru misk-ü amber süzülür, o zaman ağır ritimlerle bedenini ve dudaklarını sustururdu. Başına bağladığı eşarbı çekip alır saçlarından, kirpiklerindeki kırlangıçların yüreğinin dallarına konmasını bekler, içinin alazını saklısına gömerdi. Tihanov, kalabalığın gerisinde, sigarasını uzun uzun içine çekerken sessizce onu izlerdi.

Durga’nın yüreğini karartan bulutlar kapladığında gökyüzünü, mahallenin aşağısından telaşsızca geçen Tunca Nehri’nin kenarına iner, uzun uzun nehri izlerdi. Bazen derdini suya akıtıp bazen de dileğini suya bırakıp, yüreğindeki kara bulutların maviye dönmesini beklerdi. Bir gün bir Ruz-ı Hızır sabahına uyandığında Durga, dileğini suya yazmaya inmişti nehir kenarına. Baharın ilk çiçeklerinden bile güzeldi. Beline kadar uzayan saçlarını tellerle örmüş, her örgünün içine ıhlamur yaprakları gömmüştü. Dileğini suya bırakacağı sırada suda belirdi Tihanov’un yüzü. Dileği daha suya karışmadan, Hızır ile İlyas yeryüzünde buluşmadan, Durga dileğini gördü karşısında.

Tihanov ise Durga’yı ilk o mahallede, kapı önünde gördü. Gözlerinin gördüğünü yüreğine süzdü. O günden sonraki her gün, akşam saatlerini bisküvi gibi yanına alıp, çayına bandıra bandıra Durga’nın hayaliyle güneşi batırdı.
O Ruz-ı Hızır sabahı ilk defa göz göze gelebildiler. O gün nehrin kenarında saatlerce sohbet ettiler. Kimseler görmedi onları ağaçların arkasında, herkes kendi dileğinin sevdasında…. O günden sonra kim bilir kaç sabah kirpiklerine çiğ taneleri düştü yan yana o nehrin kıyısında. Ah! Tihanov!
Aşklarının baharı anımsatan kokusu mahallenin dedikodusu oldu bir zaman sonra. Yüz yıllık gelenek bozulur muydu? Tanrı çingeneleri yemek, içmek, dans etmek için yaratmıştı. Nehrin karşı yakasından bir gacoya gönül vermek yasaktı. Peki nehrin diğer tarafına geçseler, sevdalarının yüceliğine tanrı bile inanıp, onları koruyamaz mıydı?
Tihanov’u rahat bırakmadı mahallenin delikanlıları. Durga’yı korumak için mi, yoksa çekilen usturaların derin izlerinden mi bilinmez, bir gün birden çekip gitti.

Gidişinden sonraki her gün
Kalemlerinden giyotin yaptı Durga.
Bembeyaz defter sayfalarında Tanrı’yı yargıladı.
Ruhunu Meriç ‘in sularında yıkayıp,
Tunca köprüsüne kurusun diye astı.
Ah!. Tihanov…

Yanına yaklaşan klarnetin sesiyle birden irkildi Durga. Etrafındaki masalara göz gezdirdi. Birkaç bakışla gözleri kesişti. Yüzünü hemen çevirdi. Biten kadehini doldurmak için yetişti garson. Karasına ak bulaşmış genç adam diğer masayla ilgilenmek için daha uzaklaşamadan, Durga kadehini yuvarladı ve garsonu beklemeye zamanı yokmuşçasına bu defa kendi doldurdu kadehinden yüreğine boşalan acı umutsuzluğu…

Gidişinin üzerinden kimbilir kaç bahar geçti. Sevdaya küskün kaç yılını geçirdi Durga. Denedi aşık olmayı fakat yüreğinin yarası yapıştı diğerinin yakasına.Bir iş tutturdu kendine , bir yaşamak…Günlerini tesbihe bozcuk dizer gibi aynı intizamda dizdi peşi sıra. Birde bu küçük meyhaneye gelmeyi adet edindi kendine.
Meyhanenin müzisyenleri çalgılarını susturduğunda gitme vaktinin geldiğini anladı Durga. Ayağa kalkmak için hamle yaptıysada bir karış bile kalkamadığı sandalyeye tekrar oturmak zorunda kaldı. Masaya tutunmaya çalıştı. Bardakların ona el uzattığını sandı onları yakaladı fakat bardaklar elinde ufalandı, yüreği gibi. Garson yardım etmeye çalıştı, Durga’nın ona izin vermeye niyeti yoktu. İtti. Tekrar gücünü toparladı, kalkıp o nehrin kıyısına kadar gidecek, yüreğinin alazını söndürmek için Tihanov’un gelmesini bekleyecekti. Sandalyesinin köşesine iliştirdiği çantasını tuttu. Elindeki sigara paketini içine attı. Sanki herşey etrafında dans ediyordu. Çantasının içinden güçlükle para çıkardı. Taksi için biraz para bırakıp avucunda, geri kalanın hepsini garsona bıraktı. Meyhanenin kapısında gecenin yorgunlarını evlerine taşımak için bekleyen taksilerden birinin kapısını yakaladı. Taksici yetişip binmesine yardım etti. Anason Durga’ nın bedenini nasıl zapt-u rapt altına aldıysa taksinin içine yayılan koku da şoföre aynı muameleyi yaptı. Gece yolcusu ne dese yapmaya hazır, komutun gelmesini bekledi. Durga’nın hafifçe aralanan dudaklarında belli belirsiz Tunca nehri dediğini duydu. Taksici havada uçuşan sözcükleri yakaladı ve arabasını çalıştırıp hızlıca meyhanenin önünden uzaklaştı.

Gecenin içinde iki ses yankılandı .

Ah! Tihanov!
Ah! Durga , Kara Madonna !

 

ELİF KORAY

FacebookTwitterGoogle+LinkedIntumblrEmail

Tags: , , ,