SERBEST KÜRSÜ : Düş(tük)

    Uyandığımda ağlamaktan kan ter içinde yastığım ıslanmış, annem babam başucumdaydı. Alışıktılar bu halime. Çoğu gece düşlerimden gerçeğe ağlayarak düşerdim. Düşler miydi buna sebep yoksa gerçeğe gözlerimi açmam mı hiç bilmezdim, hatırlamazdım.

    Bu sefer ki tüm renkleriyle -ya da renksiz demem daha doğru olacak– gözümün önündeydi. Hala bir şeyler nefesimi sıkıştırıyordu. Babam bir yudum su içmem için bardağı uzatırken sürekli “geçti, geçti, geçtiii…” diye tekrarlıyordu. Geçmemişti oysa bunu gözümü tekrardan kapayınca anladım.

…Okuldayız.  Zil çalıyor tüm sınıf tenefüse çıkıyoruz. Bağrışmalar, kahkahalar… Çok gürültü var etrafta. Herkes birbirine çarpa çarpa, koşturarak iniyor merdivenlerden bahçeye. Bir önceki dersten tebeşirle çizdiğimiz sek sek çizgileri ve kiremit parçalarımız hazır. Sıra bende. Atıyorum kiremiti çizgiye denk geliyor, yanıyorum. Sıra ona geçiyor. Kiremiti alıyor yerden, atıyor tam da doğru yere atıyor. Tek ayağını hazırlıyor, tam sıçrayacağı sırada birden yere düşüyor. Önce hep birlikte gülüyoruz ama sonra yerde acı çektiğini görünce hemen yardım etmek için yanına gidiyorum. Elimi uzatıyorum. O da uzatıyor bana. Kaldırmaya yelteniyorum. Eli kanlar içinde elimde kalıyor. Çığlığım çığlıklara karışıyor. Bütün okul etrafımızda. Bu sefer bir elimle kolunu tutup diğer elimle de sırtından desteklemeye çalışıyorum. Ayağa kaldırmak istiyorum. Canı çok acıyor belli ama yine de o da zorluyor kendini. Sımsıkı tutuyorum bedenini. Gözlerim gözlerine değiyor. Tozlanmış yüzünde gözyaşlarının açtığı yolu görüyorum. Yüreğimin cayır cayır yandığını hissediyorum. Gözyaşlarım belki söndürür sanıyorum yangınımı. O yüzden artık bende tutmuyorum gözyaşlarımı. Birlikte ağlıyoruz. Bakışlarıyla kalkmayı tekrar denemek istediğini işaret ettiğini anlıyorum. Tüm gücümle yukarıya doğru çekmeye çalıyorum. Gövdesi kollarımın arasında kalıyor. Yine herkesten çığlıklar yükseliyor. Bacakları öylece yerde gövdesinden ayrılmış halde. Öyle görünce benim de bacaklarımın bağı çözülüyor, tüm dengemi kaybedip birlikte yere düşüyoruz, düşüyoruz, düşüyoruz. Kapkaranlık bir boşluğun içine düşüyoruz. Acılar içinde düşüyoruz …

      Tekrardan gözlerimi açtığımda bacağımın uyuşmuş olduğunu fark ettim. Yataktan kalkmak için biraz bekledim. Yatağımın tam karşısındaki saat artık kalkıp hazırlanmam gerektiğinin resmiydi. Okul servisim 15 dakika sonra beni kapıda bekliyor olacaktı.

     Aşağıya indim. Annem ve babam benim için mutfağa tost hazırlayıp, bırakıp işe gitmişlerdi. İçim çok huzursuzdu. Sabah kötü bir düşle uyandığım için sanki ruhum karıncalaşmıştı. Tostan bir iki ısırık almıştım ki servisin sesini duydum. Hızlıca ayakkabılarımı giyip hemen evden çıktım.

     Serviste herkes sabah mahmurluğundaydı. Her zamanki yerime oturdum. Okulla evimizin arası yarım saatten fazla sürüyordu. Bir ara gözlerim kapandı ve biz hala kapkaranlık boşluğun içine düşüyorduk. Hemen açtım gözlerimi. Etrafıma bakındım. Servistekiler  uyukluyordu. Camdan dışarıyı seyredebilmek için buğulanmış camı kolumla sildim. Herkes bir yerlere yetişme telaşında diye düşündüm yanımızdan geçen onca arabayı görünce. Bir iki okul servisi de yanımızdan geçti. Okula çok yaklaştık demek diye düşünürken okula vardığımızı farkettim.   

     Sınıfa girdim. Tüm uzun boylular gibi en arka sırada oturuyordum. Önümde ki sıra da en iyi arkadaşımın, can dostumundu. Ama bu gün yoktu. Belki sabah uyanmamıştır. Gelir birazdan.

     Zil çaldı. Tenefüse çıktık. Sabahtan kalan tostumu yedim. Biraz bizim çocuklarla sohbet ettim. Ne de kısaydı şu tenefüs araları. Yine zil çaldı ve ikinci ders ve yine önümdeki sıra boş.

Meraklandım. 

     Öğretmenin anlattıklarını herkes can kulağıyla dinliyordu. Sınıf çok sessizdi. Nöbetçi öğrencinin kapıyı çalmasıyla tüm dikkatler kapıda toplandı. Öğrenci müsaade isteyerek öğretmeni dışarıya çağırdı. Sınıfın artık dikkati dağılmıştı. Herkes sağındakiyle solundakiyle şakalaşıyor konuşuyordu. En arka sıradan sınıfı izlemek çok eğlenceliydi.

     Öğretmen uzun bir süre gelmedi. Sonra tekrar kapı açıldı. Bütün sınıf birden sustu. Öğretmen içeriye müdür ile birlikte döndü. İkisinin de yüzü bembeyazdı. Bir şey açıklayacaklarını herkesin metin olması gerektiğini söylediler. Sessizlik bile sessizleşti o an.  Sabah okula gelen servislerden biri virajı alamayıp yoldan çıkmış. Şarampole yuvarlanmış. Servis aracındaki bir arkadaşımız hayatını kaybetmiş. Son kurulan cümlenin ardından gelen tek bir kelimeyi bile duymuyordum artık. Oturduğum yerden kalkıp koşmak istedim. Ona koşmak. Nerede ise oraya koşmak istedim.  Ayaklarımın bağı çözüldü dengemi kaybettim, olduğum yere düştüm. Kapkaranlık bir boşluğun içine düştüm. Acılar içinde düştüm.

     Can dostum en yakın arkadaşımdı. Sabah okula gelirken virajı alamayan serviste hayatını kaybeden,  sabaha karşı gördüğüm o korkunç düşte ki figüran. Evet oydu. Gördüğüm düş gerçekliğin içine yeryüzündeki tüm acılarla düştü.

     Tüm sınıf sessizliğin içinde kendi acısının ardına saklandı. Böyle durumlarda metin olmak ne kadar da zordu. Sustuk. Belki saatlerce sustuk. Kimse sırasından bile kalkmadı, kalkamadı. Öylece durduk.

     Gözyaşlarımı sıranın üzerine yüzümü gömerek ne kadar uzun zaman saklamaya çalıştım bilmiyorum. Bir ara azıcık başımı kaldırdım. Gözüm onun sırasına ilişti. Sıranın üzerinde aylar öncesinde kalemle kazıyarak yazdığı şiiri farkettim:

“bir uykuda
  bir düşte
  bir gece bir gündüzde
  bir araya gelebilmek ümidiyle
  yumdum gözümü dün gece…”

    Gözyaşlarımı saklamak için sımsıkı yumdum gözümü ve yine gömdüm yüzümü sıraya sessizce.

Elif Koray

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s